Prostat kanseri görülme sıklığı nedir?
A.B.D.'de yaklaşık olarak yılda 200.000 yeni prostat kanseri tanısı konulmaktadır. Yaşlı erkeklerdaha sıklıkla etkilenmektedir ve çoğunluğu 60 yaş üzerindedir. Nüfusun ortalama yaşının artmasıyla, ülkemizde de prostat kanserinin sıklığı gitgide artmaktadır.
Prostat kanseri oluşumunda nedenler ve risk faktörleri nelerdir?
Kesin sebebi tam olarak ortaya konulmamakla birlikte risk faktörleri mevcuttur.
Yaş (ileri yaş), genetik (ailesel), ırk (siyah ırkta) kesin risk faktörleridir.
Beslenme alışkanlıları (bol yağlı ve az fibrilli gıda) ve bazı kimyasallar (kadmiyum) prostat kanseri gelişimine etkili olmaktadır. Bunu yanında, erkeklik hormonu doğrudan kanser oluşturmamakla beraber ilerlemesinde etkilidir.
Prostat kanserinin klinik belirtileri nelerdir?
Erken dönem prostat kanserinde tipik bir belirti olmayabilir. Bunun yanına prostatın iyi huylu büyümesine ait idrar yapma şikayetleri olabilir. İdrar yaparken zorlanma, idrar torbasını boşaltamama gibi. Bazen idrar yolunu tıkayacak kadar prostatın büyümesi görülebilir. Bazen de hastalık kendisini kemik ağrısı, travmaya maruz kalmadan kırık veya idrar kanallarının ağzını tıkayarak böbrek yetmezliği ile gösterebilir. Bu durumda hastalık genelde başka alanlara yayılma göstermiş olabilir. En çok yayılma alanı ise kemiklerdir.
Erken teşhis için neler yapmalıyız?
Prostat kanserinde erken tanı oldukça önemlidir. Prostat içine sınırlı olarak tanınmış hastalık durumunda, hastalıktan kurtulma şansı oldukça yüksektir. Bu nedenle hiçbir şikayeti olmayan bireylerde 45 yaş üzerinde, ailesinde prostat kanseri olanlarda ise 40 yaşından sonra yıllık muayene ve kan testi (PSA) yaptırmaları önemlidir.
PSA (Prostat Spesifik Antijen) prostat kanserini doğrudan gösteren bir belirteç değildir. Düşük veya yüksek olması kesin prostat kanseri tanısı için yeterli değildir. 2,5 ng/nl seviye üzerinde olanlar dikkatle değerlendirilmelidir. PSA değerlendirmesi yapılırken serbest PSA ve PSA hızı gibi değerlendirmelerde beraber yapılabilir. PSA sadece kanserli durumda değil, iyi huylu prostat büyümesinde de kanda yükselebilir. Ayrıca prostat iltihabı, idrar yolu infeksiyonu, prostat taşı, idrar yolundan sonda takılması, ani idrar tıkanması ve cinsel ilişki sonrasında da yükselme görülebilir.
Parmakla muayenede, makat yoluyla prostatın muayenesi oldukça kolaydır. Muayene ile prostat büyüklüğü, şekli, yüzeydeki bir tümör odağı kolayca tanınabilir. Muyenede sorun varsa veya PSA değeri yüksekse biyopsi yapılması uygun olacaktır.
Prostat iğne biopsisi nedir? Nasıl yapılır?
Prostat biopsisi öncesinde ve sonrasında dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
Prostat iğne biopsisi, makat yolundan ultrasonografi eşliğinde lokal anestezi altında yapılmaktadır. Bazen özel aparatlar kullanılarak torba ve makat arası alandan da yapılabilmektedir. Yaklaşık 10-15 dakika sürer. Yaklaşık olarak 10-12 örnek alınmakta olup gerekli hallerde tekrarlanması uygun olabilir. Biyopsi öncesi kan sulandırıcı ilaçların (aspirin, coumadine vb) 5-7 gün öncesi kesilmesi gerekebilir. Biyopsiden öce idrar tetkiki yapılarak infeksiyon olup olmadığı tespit edilmelidir. Biyopsi sonrası idrarda kanama, makatta kanama ve idrar yapamama gibi sorunlar olabilir. Bazen yüksek ateşle seyreden sepsis(mikrobun kana karışması) gelişebilir. Bu durumda hasta mutlaka hastane koşullarında tedavi edilmelidir.
Biyopsi sonuçlarının yorumlamasının doğru yapılması gerekir. Rapor sonucunda hastalığın bulunduğu alanlar, hastalığın ilerleme potansiyeli ve hastalığın yükü konusunda bilgi elde edilebilir. PSA 10 ng/ml altında olan ve Gleason skoru 6 ve altında olan olgularda ek değerlendirme ihtiyacı olmayabilir. Bu olgularda hastalığın prostata sınırlı olduğu öngörülebilir. PSA yüksek, Gleason skoru yüksek olan olgularda ise metastaz açısından karın tomografisi ve kemik sintigrafisi yapılmalıdır. Bu ek tetkikler sayesinde ilave tedavi seçenekleri açısından bilgi edinilmektedir.
Prostat kanserinde tedavi nasıl yapılır?
Hastalık prostat içerisinde ve bireyde 10 yıl üzeri yaşam beklentisi varsa hastalığı yok etmeye (küratif) tedavi seçeneklerine ihtiyaç vardır. Bu tedavi şekillerinin önde geleni ise ameliyat olup radikal prostatektomi olarak isimlendirlir. Bu ameliyat açık cerrahi olarak yapılabildiği gibi laparoskopik ve robot yardımlı laparoskopik cerrahi yöntemi ile yapılabilmektedir. Cerrahi sonrası hastalar 3-4 gün hastanede kalmakta olup 7-10 gün sonda ile yaşarlar. Cerrahi ileri uzmanlık alanı gerektirmekte olup cerrahiye bağlı bazı olumsuzlukları da vardır. Bu olumsuzlukların başlıcaları değişik derecelerde idrar tutamama, sertleşme kaybı ve idrar yollarında daralma olmasıdır. Ameliyat sonrası patoloji ve kan tahlili sonucuna göre ilave tedavi ihtiyacı olabilir. Takip edilmesi gereken olgularda ilk 2 yıl üç ayda bir, sonraki 2. yılda 6 ayda bir ve diğer yıllarda yıllık kan testi ve muayeneye gereksinim vardır.
Ameliyat istemeyen hastalarımızda ise radyoterapi (ışın) tedavisi önerilebilir. Radyoterapi dışarıdan veya prostat içerisine yerleştirilen tohumcuklar aracılığı ile yapılabilmektedir. Takip aralıkları cerrahi ile benzerdir. Radyoterapide ise idrarda yanma, sıkışma hissi, sertleşme sorunu ve makatta ağrı gibi yan etkileri vardır. Son zamanlarda prostata yoğunlaştırılmış ultrason dalgaları ile tedavi imkanı sunulmaktadır.
Takibini aksatmayacak ve yaşı ile tümörün durumuna göre bazı hastalar tedavi edilmeden izlenebilir. Hastalıkta ilerleme belirtileri olursa hasta için uygun tedavi planlanır.
Vücudun başka alanlarına yayılma gösteren durumda ise testesteron(erkeklik) etkisini ortadan kaldıran tıbbi veya cerrahi tedaviler uygulanabilir. Tedaviye yanıtsız olan olgularda kemoterapi tedavi seçenekleri içerisinde yer alır.
Prof.Dr.Mehmet Dündar
ADÜ Tıp Fakültesi Üroloji AD
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!